Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
16:37 - Eşarp Bağlam Yöntemleri Nelerdir
16:24 - Fizik Tedavi Nedir
16:04 - Peynir Zehirler Mi
16:02 - Portakalın Faydaları
15:57 - Kahvenin Faydaları
15:52 - Çayın Faydaları
01:22 - Gizli Şekeriniz Olabilir! İnteraktif Öğren
00:53 - Burç Astroloji
22:31 - Victor Osimhen Kimdir
21:05 - Yunus Akgün Kimdir
Miras Kalan Yalnızlık ve Küçük Sırdaşlar
1. BÖLÜM: Mezarlıktaki Soğuk İtiraf
“Bu çocukların yükünü sırtlanacak bir gönüllü çıkmıyorsa, pazartesi sabahı kapılarını devlet dairesine açacaklar. Ömrümü, artık hayatta olmayan bir kadının emanetlerini büyüterek heba edemem.”
Bu buz gibi cümleler, kızımın mezarı başında bizzat damadımın ağzından döküldü. Ne bir mahcubiyet ne de gizli bir fısıltı… Karacaahmet’in nemli toprağı henüz Zehra’nın üzerine yeni örtülmüşken, taze zambakların geniz yakan kokusu havada asılı dururken bu sözler ulu orta savruldu. Kızım daha baharında, otuz beşinde veda etmişti hayata; Arda ise kızlarını, kullanım süresi dolmuş eşyalar gibi kapı dışarı etmekten bahsediyordu. Göğüs kafesimde bir asır devrilmiş gibi hissettim.
Yanımda boyunları bükük üç torunum… On iki yaşındaki Leyla, annesinin gülümseyen portresini kalbine bastırmış; dokuz yaşındaki Rüya, boşluğa kilitlenmiş bakışlarıyla donup kalmıştı. Altı yaşındaki Ada ise soğuktan değil, korkudan titreyerek paltomun kıvrımlarına sığınmıştı.
Arda ise adeta bir vitrin mankeni gibi kusursuzdu. Üzerindeki gri takım elbisesi jilet gibi, kolundaki saati pahalı, pabuçları ise parıl parıldı. Yüzünde kederin zerresi, gözlerinde ayrılığın gölgesi yoktu. Telefonuna düşen bir bildirime bakarken, sanki bir kutlamaya geç kalmışçasına yüzünde belli belirsiz, eğreti bir gülümseme belirdi.
“Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?” diye hiddetlendim. Sabırsız bir edayla içini çekti, sanki asıl suçlu benmişim gibi: “Halis Bey, olan oldu. Zehra artık yok. Benim de yeni bir sayfa açmaya hakkım var, işi yokuşa sürmeyin.” “Peki bu canlar ne olacak?” dediğimde, kızlara doğru sanki bir fazlalıktan bahseder gibi elini savurdu: “Yeni hayat arkadaşım, laf dinlemeyen üç çocukla uğraşacak biri değil. Madem bu kadar dert edindin, dedeleri olarak sen sahip çık.”
Cemaatten birkaç kişi utancından başını eğdi, Emine halamın hıçkırığı boğazında düğümlendi. İmam bile bu vicdansızlığa tanık olmamak için başını başka yöne çevirdi. O an Arda’nın o kibirli yüzüne bir darbe indirmek geçti içimden; ancak Ada’nın avucumda titreyen küçük eli beni durdurdu. En çok da Leyla’nın ağlamayışı kanımı donduruyordu. Önce babasının soğuk suratına, sonra kardeşlerine baktı. Bakışlarında bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır ve tekinsiz bir kararlılık vardı. Üç kız kardeş, tek kelime etmeden birbirlerine baktılar. O saniyede anladım: Onlar bir şey biliyordu. Benim henüz vakıf olmadığım, Arda’nın sonunu hazırlayacak gizli bir hakikati…
devamı sonraki sayfada…