Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
16:37 - Eşarp Bağlam Yöntemleri Nelerdir
16:24 - Fizik Tedavi Nedir
16:04 - Peynir Zehirler Mi
16:02 - Portakalın Faydaları
15:57 - Kahvenin Faydaları
15:52 - Çayın Faydaları
01:22 - Gizli Şekeriniz Olabilir! İnteraktif Öğren
00:53 - Burç Astroloji
22:31 - Victor Osimhen Kimdir
21:05 - Yunus Akgün Kimdir
Lise yıllarımdan beri sevdiğim kızı, tam kırk dört yıl sonra, nihayet hayatımın kadını olarak yanında görmek üzere evlendim. Düğün gecemizin, bir ömür boyu sürecek bir başlangıç olacağına inanıyordum. Fakat, elleri titrerken gözlerime bakıp “Sana anlatmadığım bir şey var,” dediğinde, her şeyim bir anda altüst oldu. Tanıdığımı sandığım kadın, derin ve sessiz bir acıyı yıllarca taşıyormuş ve ben buna tamamen yabancıydım. O gece, şafak sökmeden önce, nikâhta bekleyen tek şeyin aşk olmadığını fark ettim.
On yedi yaşımda tanıdığım ve hep sevdiğim kadına, tam altmış iki yaşımda, nihayet evlenebildim. Adı Ceylan’dı. Hala ismini düşünmek, beni Atatürk Lisesi’nin koridorlarına, ilk kez onu gördüğüm o ana götürür. Kitapları göğsüne bastırarak yürüdüğü o an, omzundan birine gülümsediği anı hala hatırlıyorum. O, hiçbir şey yapmadan girdiği her odayı huzurla dolduran türden bir insandı. O zamanlar çok zor durumdaydım; öz güvenim yoktu, hissettiklerimi ona anlatıp kaybetmekten korkuyordum. Mezuniyet sonrası hayat bizi farklı yollara savurdu. Ben bahriyeli olarak askere gittim, ardından Bursa’da bir inşaat şirketi kurarak yıllarımı geçirdim. O, Sakarya’da rehber öğretmen oldu, genç yaşta evlendi ve ben müdahale edemediğim bir hayatın içinde kayboldu. Ama bazı aşklar solmaz. Beklerler. Kırk dört yıl sonra, onun eşi vefat edip benim de evliliğim sona erdiğinde, bir lise mezunlar günü, hiç beklemediğimiz bir şekilde yollarımız kesişti. Yavaşça başlayan bir telefon görüşmesi, ziyaretlere dönüştü. Ziyaretler ise bir başlangıçtan çok, eve dönüş hissi veren o eşsiz arkadaşlığa dönüştü.
Acele etmedik. Bizim yaşımızdaki insanlar havai fişek peşinde koşmaz. Daha temkinli davranırız, çünkü huzur her şeyden daha değerli hale gelir. Ceylan, nazik ve düşünceli kişiliğiyle, bana her zaman genç ve vakur hissettiren o sessiz mizahıyla yanımdaydı. Yine de bazen benden çok uzaklara daldığı anlar olurdu. Pencereden dışarı bakarken veya hırkasının ucunu çekiştirirken onu yakalardım. Ne olduğunu sorduğumda ise gülümseyerek “Sadece eski anılar Deniz. Endişelenecek bir şey yok,” derdi. Ona inandım, çünkü inanmak istedim.
Düğünümüz Ekim ayında, göl kenarındaki küçük bir butik otelde yapıldı. Yapraklar kızıl ve altın sarısına bürünmüştü, hava keskin bir sonbahar kokusu taşıyordu ve oradaki herkes, hayatın hala sürprizlerle dolu olduğumuzu düşünüyor gibiydi. O gece, misafirler ayrıldığında, müzik sustuğunda ve hediyeler ile solan güller arasında yalnız kalmıştık. Ceylan titreyen elleriyle küpelerini çıkardı. Yüzü solgundu. Yanına yaklaşıp, yumuşak bir sesle “Bitti işte. Artık rahatlayabilirsin. Başardık,” dedim. Bana sanki çok uzaktan geliyormuşum gibi baktı. Ardından yatağın kenarına oturdu ve ellerini öylesine sert birbirine bastırdı ki parmakları bembeyaz oldu.
devamı sonraki sayfada…